Çocuk ve din konusundaki araştırmalar ve uygulamalar beraberinde pek çok eleştiriyi gündeme getirmiştir. Din eğitiminin çocuklara kattığı güzellikler dışında onlarda bıraktığı hasarlar eğitim programının altyapısını, öğretim programlarını ve bu eğitimi veren eğitimcilerin niteliğinin sorgulanmasına neden olmuştur. Yazımızda bu konuda yapılan tartışmalara, eleştirilere yer vermeyeceğiz. Çocuklarda kaliteli bir din eğitimi nasıl verilmesi konusunda birtakım detayların altını çizeceğiz.

Din yelpazesi, kavramları ve kapsamı açısından çok geniş bir alandır. İnanç, ibadet ahlak, hukuk toplum gibi pek çok konuyu bünyesinde barındırır. O yüzden sınırları iyi çizmeliyiz, kainat matematik üzerine kuruludur, her şeyin matematiği olduğu gibi din eğitiminin de matematiği vardır. Kaliteli bir din eğitimi için belli ilkeler doğrultusunda hareket etmek, birtakım hassasiyetleri gözetmek için önemli noktalara değindik.

1-Kime, Neyi, Ne Kadar  Nasıl Vermeliyiz?

Çocuğu sosyal, kültürel çevresiyle birlikte değerlendirip ona ihtiyacı olan şeyi vermeliyiz,  6 yaşında bir çocuk namaz kılan bir ebeveyn gördüğünde ilgisini çekip soru sorabilir, biz bu durumda namazı nasıl anlatacağız, sınırlarını nasıl çizeceğiz bunu bilmeliyiz. Beş vakit namazı, nafile namazları,sehiv secdesini anlattığımızda çocuk ruhsal olarak kavrayabilecek mi? Yaşı küçük ne kadar anlatırsak o kadar o kadar çabuk kavrar mantığıyla mı hareket edeceğiz? Çocugun kapasitesi var, ama ihtiyacı var mı?  Bu durumu değerlendireceğiz aksi halde çocukta ruhsal olarak kusma yaşanır bu durumda yapılması gereken çocuğa temeli verip kenara çekilmeliyiz, çocuk o temel doğrultusunda gerekli araştırmaları yapıp, farklı kültürleri süzgeçten geçirip  gerçeğe ulaşacak ve özgün bir bakışaçısı oluşturacaktır.

2-Pedegojik Yeterlilik:

Bir eğitimci çocuğa kime, neyi, ne kadar, nasıl vermesi gerektiğini iyi bilmelidir bu da pedagojik yeterlilikle olur. Öncelikle hedef kitleyi tanımamız gerekir, biz hangi kitleye hitap ediyoruz, nasıl bir insan dokusuyla karşı karşıyayız, beklentiler nelerdir, bu yol üzerinden başlamalıyız. Eğitimde hedef; çocuğun her zaman öğrenemeyeceği kazanımları vermektir. Bir takım davranış kalıpları çocuklukta yerleşir, yetişkinlerin yaşam formlarını değiştirmeleri, zihinlerinde yeni şablonlar oluşturmaları zordur. Bu sebepten çocuklara değerler eğitimi verilmeli, sevgi, saygı, dürüstlük, adalet,  yardımseverlik, vatanseverlik gibi duyguları içselleştirilmiş bireyler yetiştirmeliyiz.

Toplumumuzda ne yazık ki birtakım önyargılarla, düşünce kalıplarıyla çocuk yetiştirilmektedir. Bu anlayış çocuklarda ben değersizim, yetersizim ya da soğuk iklimin insanı şöyledir, şu ülkenin insanı böyledir gibi şemaların zihinlere yerleşmesine neden oluyor, oysa hedefimiz önyargısız, merhametli, şefkatli , öz değerlilik duygusu yeterliliğine sahip bireyler yetiştirmek olmalıdır.

Çocukların merak duygularından yola çıkarak öğretmeye başlamalıyız, çocuklarda 3-6 yaş tez hipotez dönemidir, dolayısıyla çocuklar sürekli soru sorarlar, hayal güçleri sınırsızdır ve çocuklarda soyut düşünce gelişmemiştir dolayısıyla anlamadığı kavramları ezberler, öğrenemez bu bilimsel gerçeğini unutmamak gerekir. Bir çocuğa meleği anlatırsak, melek bizi izliyor dersek,  çocuk melek beni izliyor endişesi ve korkusuyla birtakım ihtiyaçlarını gidermeye çekinebilir daha ötesi çocukta travma bile yaratabilir. Bun örnekten hareketle; somut kavramları anlatmak, bilimsel temelli hareket etmek en doğru seçimdir.

Eğitim ortamında  oyuna yer vermeli, içinde eğlenme olmayan birebir eğitim modeli düşünülemez çünkü oyun; doğal öğrenme ortamıdır, çocugun dünyayı algılamasında, bedenini kontrol etmesi ,hız ve koordinasyon gibi becerileri geliştirerek nesneleri tanımasında etkili bir yöntemdir.

  

3-Bilimsel Okuryazarlık:

Kainat bir sanat eseridir, çocuk Allah’la nesnenin bağlantısını kurmalıdır, güzel bir çiçek gördüğünde hem bilimsel hem de dini açıdan ilişki kurabilmeli, öğrendiği bilgiyi günlük hayatına entegre edebilmelidir. Çocuğa hayvanların da bir canlı olduğunu, onlara şefkatle, merhametle yaklaşılması gerektiğini  anlattıysak günlük hayatta hayvanlara taş atan çocuklar ya da taş atanları uyarmayan bir çocuk kitlesi görüyorsak oturup bunun üzerinde düşünmeli, yeni, farklı çözüm yolları üretmeliyiz.

4-Eğitimcinin Yaklaşımı:

Eğitim sürecinde pedagojik  anlamda hedeflerimiz de olmalı; çocuklarda olumlu duygular biriktirmeliyiz, çocuk ramazanda oruç tutmadığı için çocuğu sınıfta hırpalamak, eksik not vermek o çocuğu kaybetmemiz demektir, yanlış din eğitimi çocuğu dinden uzaklaştırır.

Eğitim ortamının atmosferi hem öğretmen hem de öğrenci için önemlidir, çocukların mutlu olacağı, rahat hakaret edebileceği sevgiyi derinden hissedebildiği enerjisi yüksek ortamlar oluşturmak gayemiz olmalıdır. Çocukta kaygı, korku yaratacak, çocugun  tedirgin olmasına neden olacak bir ortamda başarı bekleyemeyiz.

Çocuklarda küçük yaşlarda duygu kontrolü yoktur, hata yapabilir, çocuğa her ne kadar kurallar anlatılsa da çocuk zaman zaman kuralları ihlal edebilir. Bu durumda çocuğu tolere etmeli , duygusal gelişiminin döneminin gereği hata yapabileceğinin farkında olmalıyız.

Eğitimde ödül ve ceza yapılan araştırmalara göre eski itibarını kaybetmiştir, çocuğa Besmele’yi öğren sana pasta vereceğim dersek ödül Besmele’yi gölgeler , bu yüzden ödülü illa vereceksek sürpriz bir şekilde vermeliyiz. Ceza konusunda da neden öğrenmedin sana oyun oynamayı yasakladım şeklinde bir yaptırım uygularsak çocukta öğrenme noktasında blokaj oluşturur. Ceza yerine sana beş dakika düşünme süresi veriyorum şeklinde bir yaklaşımla çocuğun düşünüp hatasını bulmasına destek olabiliriz.

Eğitimci çocuğun zorlanmasına sebep olarak etkinliklerden, durumlardan kaçınmalıdır, Baskıyla tehditle din eğitimi olmaz, ‘’Allah çarpar, cehennemde yanarsın, Allah sevmez böyle davranırsan’’ bu cümle kalıpları çocuklarda kişilik bozukluklarına neden olabilir.

Sonuç olarak 21. yüzyıl inanç problemleri üzerinde konuşmak ve birtakım çözümler üreterek problem çözme kapasitemizi artırmalıyız. Kapasitemizin artması için, uygulanabilir bir eğitim modeli, nitelikli eğitimciler ve eğitim paradigmamız çoğulcu, katılımcı öğrenci merkezli bir anlayışla ilerlemeli ve çocuğun kutsal olanla irbibatını sağlamlaştırarak çocuklara en uygun olan Teolojik yöntemleri öngörmeli ve din eğitiminde kime, neyi, ne kadar nasıl vermemiz gerektiğini bilmeliyiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir