Son yıllarda sıklıkla duyduğumuz kavramlardan biri de ‘Kuantum sıçraması’. Hemen herkesin ilgisini çeken bu kavram fizikçiler için; bir parçacığın bir yerden başka bir yere geçerken yaptığı şiddetli sıçramayı anlatır. Tabi bu konunun sadece fizikçilerin gündeminde kalmayıp çok farklı mecralara da yayıldığını görüyoruz.

Kuantum olumlamalardan tutun da kuantum düşünce teknikleri gibi sayısı hiç de azımsanmayacak şekilde insanların söylemlerine yerleşti. Peki kuantum düşünce tekniği diye bir şey var mıdır? Kuantum olumlamaları gerçekten de seçimlerimizi etkiler mi?

Merak edilen bu konuyu aydınlatabilmek için bir yazı dizisi hazırlamaya karar verdim. Kuantum fiziği fizik tarihinin kuşkusuz en önemli parçalarından biri. Fakat kuantum fiziğine doğru bir sıçrayış yapmadan önce fizik tarihine bakmanın, bir kuramdan başka bir kuramın doğuş sürecini kavramanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Aksi halde anlattıklarımız hem yüzeysel hem de havada asılı kalacaktır. Şunu da belirtmek isterim ki yazı dizimizde fiziğe yönelik keşiflerin ve çalışmaların sürdüğü tarihlerde zaman da zaman da edebiyat, sanat ve felsefedeki eş zamanlı gelişmelere de değineceğiz.

Haydi başlayalım..Bizler de kuantum sıçraması yapıyor olabilir miyiz?

PLATON, ARİSTO, ZENON (MÖ 500- 200)

Platon,  deneysel veri içermeyen, tamamen akılsal kavramlara ve onlar arasındaki tümdengelimli çıkarımlara dayanan disiplinleri bilim olarak kabul etmiştir. Bu bilimler aritmetik, geometri, astronomi, harmoni ve bunların üzerinde olan diyalektiktir. İnsanı gerçek varlığa götürecek olan da aritmetiktir. Sayının ve sayısal ilişkilerin soyut bilimidir. Platon’a göre aritmetik soyut düşünceye geçişi sağlamaktadır. Yine Platon idealar dünyasından bahsetmiştir. İdealar dünyasında algılar aşılmıştır. Bu dönem Sparta’ nın Atinayı yenmesine, Pers savaşlarına, Makedonya’ nın yükseliş dönemlerine denk geliyor. Edebiyatta ise Halikarnososlu Heredot’ u, Ceng Tzu’yu görüyoruz. Heredot,  ilk araştırma tarihçisi ve yazarıdır. Ve Chang Tzu V ‘Yüksek bilgeliğe eren kişi uzağa da, yakına da aynı duyarlıkla bakar: Küçüğe önemsiz demez, büyüğe önemli demez. Çünkü bilir ki, değişmez sınırları olan ölçüler yoktur.’ Demektedir.

İtalya’da Napoli’nin güneyinde yer alan bir bölge olan Elea Okulunda ise Parmenides ve Elea’ lı Zenon’ u görmekteyiz. Parmenides’te görünüşler evreniyle gerçek evreni birbirinden ayırır. Görünür evreni duyularımızla kavrarız. Değişim halindedir ve yanıltıcıdır. Gerçek evreni ise akılla kavrayabileceğimizi beliritir. Durağandır, bölünmez ve değişmezdir.

Slolastik düşüncenin merkezi olan Elea’ da yaşayan bir diğer filozof da Zenon’ dur. Zenon klasik fiziğin atasıdır. Zenon ve Aristo nesnelerin hareketiyle ilgilenmiştir. Hareketin süreksizliğine dair ilk çalışmaları yaptıklarını görürüz.

Peki, ‘Bir nesne belli bir zamanda belli bir yerde bulunuyorsa biz hareketi nasıl kavrayabiliriz?’

Zenon’un hareketin süreksizliğine yönelik üç paradoksu vardı. Bunlara detaylı değinmeyeceğiz. Kabaca ilk paradoksu; hareketin var olması mümkün değildir şeklinde özetleyebiliriz. Bir koşucunun yarışı tamamlayabilmesi için önce başlangıç ve son arasındaki orta noktaya erişmesi gerekir. Zenon’ a göre bu yarıştaki herhangi bir mesafeye uygulanabilir ve bu durumda sonsuz sayıda orta noktadan söz ederiz. Koşucunun önünde kalan her mesafe için yeniden hesaplanması gereken orta nokta. Bunun sonucunda koşucunun kat edeceği bir ilk mesafe yoktur.

 Üçüncü paradoksu ise; uçan bir ok üzerinedir. Ona göre ok uçamaz.  Çünkü tekdüze davranan bir nesne ya sürekli hareket halindedir veya sürekli hareketsizdir. Herhangi bir anda belli bir yerde bulunur. Eğer o anda bir yerde bulunuyorsa hareketsiz olmalıdır şeklindedir. Benzer şekilde film yapımcılarının hareketli filmlerin yapımında Zenon’ un tutarlılık görüşünden yaralandığını görürüz. Paradokslar her zaman eğlencelidir. Meraklısı detaylı olarak bu paradoksları inceleyebilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir